İnsanlık olarak "Yaşam Amacımız" nedir? Sorusu üzerine bir deneme.

Biz birey olarak yaşama gözlerimizi açmış olmamızın sebebini bilmiyoruz. Her şeyin bir sebebi vardır düşüncesinden hareketle, bizim, kendimiz olarak dünyaya gelmiş olmamızın da bir sebebi olacağı düşüncesi üzerine yoğunlaşıyoruz. Bu düşünce bizi bazen dini bazen felsefi bazen de bilimsel savların peşine düşürüyor.


Bilim bize, bizim nasıl dünyaya geldiğimizi gayet etraflı bir biçimde açıklayabiliyor. Sperm, yumurta, döllenme, kromozomlar vs. bunlar artık dünya ortalamasında birçok insanın ucundan kıyısından da olsa, aşina olduğu bilgiler. Ancak görüldüğü gibi bu bilgiler bize sadece "nasıl" sorusunun cevabını veriyor. O halde "neden" sorusunun cevabını nereden bulacağız?

Burada spekülasyonlar devreye giriyor. Dini bilgiyi de bu spekülasyonların arasına almakta fayda var. Zira kanıtlanması mümkün olmayan bir bilgi çeşidi bu. İnsan zihninin ürettiği salt akılsal bilgiden hiçbir farkı yok. Din, yaşama sebebimizi tanrı iradesine bağlıyor. İlahi bir planın parçası olduğumuzu ve yaşama sebebimizin de o ilahi plan olduğunu söylüyor. Gerçi yakın zamana kadar bu ilahi plan için yaratılışımızın birden bire yaratılmak biçiminde olduğunu iddia etmelerine rağmen, artık tanrı bizi evrimle de yaratmış olabilir düşüncesine sıcak bakmaya başladılar. İlerleyen zamanlarda da büyük bir ihtimalle "tanrının bizi nasıl yarattığının bir önemi yok, ister topraktan, ister sudan, isterse evrimle yaratmış olsun, önemli olan bütünün parçası olarak görevimizi yerine getirebilmek" diyeceklerdir. Tabi bu basit bir mizah cümlesi olarak da algılanabilir.

Konumuza dönersek, kısacası bu kadar büyük bir evren içerisinde, neden kendi benliğimize sahip bir ben olarak hayat bulduğumuzun bir cevabı yok gibi görünüyor. Neden buradayım? Neden okula gidiyorum? Neden çalışmak zorundayım? Neden dini açıdan intihar etmem yasaklanmış? NEDEN? Gördüğünüz gibi bu sorulara bir cevap bulmak imkanımız henüz yok, ya da doyurucu bir cevap verebilme ihtimalimiz....

Bu girizgahı neden yaptığımı az sonra öğrenmiş olacaksınız. Başlığımız "yaşam amacımız"ın neliği üzerineydi. Anlıyoruz ki yaşamda bir ereksellik mevcut mu değil mi bunu biz bilemiyoruz. Ancak böyle bir gayelilik olması gerektiği konusunda da büyük oranda hemfikiriz diye düşünüyorum. Yaşamın bir sebebi olduğuna inanmak istediğimiz gibi, yaşamın bir amacının da olması gerektiğine inanıyoruz. Bu bizim insan olarak engel olamadığımız bir dürtümüz diye düşünüyorum. Bir düzen arayışı, eksik olanı tamamlama vs. gibi.

Din bize yaşam amacı verir. Bu da aslında ikinci bir dürtü olan düzen ihtiyacını da karşılayan bir yaşam amacıdır. Dini öğretilerde ahiret inanışı, bu iki gerekliliğin güdü aracıdır. Ahirette "mutlu" olmak ve "acı çekmemek" istiyorsan, bun dünyada "sabırlı ol", "hoşgörülü ol", "bozgunculuk yaratma", "tanrının emirlerine itaat et", "öldürme(!)", "çalma", "garibanın hakkını yeme" vs. gibi genel hatlara sahip bir çok emir ve yasaklara uyman gerekiyor. Bu emir ve yasaklar, öte dünyadaki iyi konumu elde etmenin yanı sıra, bu dünyaya da bir nizam getirme bakımından etkili olabilecek düzeydedirler. Buradan anlıyoruz ki, dini doktrinlerde yaşam amacı, "mutluluğa erişmek"tir. Ama bu dünyada değil, öte dünyada.

Felsefi öğretilerde ise, mutluluk bu dünyada sahip olunabilecek bir unsur olarak göze çarpar. (Tabii ki tüm öğretilerde ve filozoflarda değil) Mutluluk, bazen bilgiye sahip olmak, bazen erdeme sahip olmak, bazı tüm acılardan kaçınmak, bazen tüm zevklere nail olmak, bazen hiçbir şeye ihtiyaç duymamak gibi hemen bu dünyada erişilebilecek durumlar olarak tarif edilmiştir. Bunlar(bu düşünceler) ortaklaşa bir yaşamın ihdasında önemli rol oynayabilecek farklı siyasi görüşleri de oluşmasına sebep olmuştur. (Konumuz siyasetle çok bağlantılı olmadığı için bu konuya girmemize gerek yok)

Bilim ise teknolojiyle birlikte, salt kuramsal boyuttan, pratik alana etki etme imkanı bulduktan sonra, en baştaki salt bilme arzusunu bir kenara bırakıp, insanlığa faydası dokunabilecek, daha fazla insanı mutlu edebilecek bir nüfuza sahip olmuştur. Sadece bilgiye sahip olma arzusuyla icra edildiği zamanda da insan mutluluğu için çalışıyordu lakin sadece, o bilgiye sahip olmayı mutluluk addeden kişi için geçerliydi bu durum. Artık neredeyse tüm insanlık bilimsel çalışmalardan ve sonuçlarından mutluluk duyuyor.(tabii öldürücü silahlar, atom bombaları vs. sayılmazsa)

Anlayacağınız üzere, bu daraltılmış manada üç alanda da amaç insanı mutlu etmektir. Belki bu dünyada, belki de öteki tarafta. Ama hepsinin bir iddiası vardır bu konuda.

Ben şuandan itibaren modern insanı konuşmak istiyorum. 
Modern insan, yani biz (sanırım doğru) artık neden burada olduğumuz konusunda kafa yormuyoruz. yalan mı? Hiç oturup, neden buradayım diye soruyor musunuz? Sürüklendiğimizi düşünüyorum. Bir şeyler yapıyoruz ama onu neden yaptığımızı bilmiyoruz. Bir şeylere katlanıyoruz fakat neden katlandığımızı bilmiyoruz. Artık sinema salonlarında gösterilen filmleri, mutlu olmak, iyi vakit geçirmek için değil, bir görev bilinciyle izliyoruz. O filmi izlememiş olmamam gerek. Mutlaka bilmeliyiz. Ya da şu diziyi nasıl izlememiş olabilirim. Hemen izlemeliyim.

Bir iddiada bulunmak istiyorum. Eminim ki, hafta sonları veya vakit bulduğunuz herhangi bir anda, sevdiğiniz insanlarla dışarıda veya çok sevdiğiniz herhangi bir mekanda buluştuğunuzda, orada geçirdiğiniz zaman sizin için bir şey ifade etmiyor. Tatmin olamıyorsunuz. Sadece orada olmanın sizi rahatlatacağı, mutlu edeceği düşüncesinden hareketle o buluşmayı bir görev bilinciyle gerçekleştiriyorsunuz. Sonra da, ee? ne oldu şimdi? Ben hala mutsuzum. Neden? diye soruyorsunuz.

Kabul ediyorum. Bazılarımız bunları yaşamıyor olabilir. Ama birçoğumuz için bunun geçerli olduğunu düşünüyorum. Buna sebep olarak da asıl yaşam amacımızın "MUTLULUK" olduğunu unuttuğumuzu iddia ediyorum. Bakın ister öbür dünya olsun, ister sadece tek bir yaşam şansımız olsun. Biz şu anda istesek de istemesek de bu dünyada varız ve yaşamımız sonlanmadığı sürece burada olmaya devam edeceğiz. Gördüğünüz gibi, bizim en nihai amacımız; ne para kazanmak, ne evlenmek, ne çocuk sahibi olmak, ne çalışmak, ne yemek yemek, ne de uyumak. Biz o halde bu eylemleri neden gerçekleştiriyoruz? BİNGO, "MUTLU OLMAK İÇİN..."

Bizi mutlu edecek şey bir arabaya sahip olmaksa ve eğer paramız yoksa, zincirin ilk halkası yerini bulmuş oluyor. Araba alabilecek paraya sahip olmak için çalışmak gerekir. Peki ya çalıştığım işten memnun değilsem ve alacağım arabayı hayal ederek (mutluluğu hayal ederek, mutluluğu erteleyerek; tıpkı dindeki gibi öte dünyaya bırakmaya benzer şekilde) kendimi güdülüyor(motive) isem bu ne anlama gelir? Bence tam bir fiyasko. Az önce hayat amacımızın mutlu olmak olduğunu söyledim. Mutsuz olarak mutlu olmaya çalışmak çok saçma değil mi? Her gün istemediğin işlerle uğraş, sevmediğin insanlarla çalış, beğenmediğin öğle yemeklerini ye. Sonra bir arabaya sahip olarak mutluluğu kucağına alacağını hayal et. Maalesef çok saçma. Çünkü ihtiyaçların asla bitmeyecek. İhtiyaçlarını karşılamanın mübadele aracı da modern dünyada para demektir. O paraya sahip olmak için çalışmak zorundasın. (Ya da bir alternatifi bulunana kadar bu böyle olmak zorunda) Bu sebeple ya ihtiyaçlarını kısıtlaman ya da mutsuz olmaya devam etmen gerekecek...

Bu basit ve bazı noktalarda da saçma olan örnekleri vermemin sebebi biraz sinirlenmenizi ve "ne diyor bu?" diye düşünmenizi sağlamaya çalışmaktı. Etrafıma baktığımda, yaptığım her şeyde amacımın mutlu olmak olduğunu görüyorum. Bir kitabı mutlu olmak için okuyorum. Evimi mutlu olmak için temizliyorum. İşe mutlu olmak için gidiyorum. Arkadaşlarımla mutlu olmak için buluşuyor, sevgilimle mutlu olmak için birlikte oluyorum. Amacımız mutlu olmak arkadaşlar. Ama asıl önemli olan ne ile mutlu olacağımızı bulabilmektir. Sevmediğiniz bir işte mutlu olamazsınız. Zorla bir insanla birlikte olamazsınız. Çünkü devamında mutlu olamayacağınızı bilirsiniz. 

O halde her şey bu mutluluk ihtiyacına göre belirleniyorsa, biz neden hala hayatımızın acılar, ölümler, savaşlar, hırsızlıklar, üzerine inşa edilmesine izin veriyoruz? Tüm insanlık olarak bir amacımız var "MUTLULUK" Neden hep birlikte mutlu olamayalım? 

Herkesin aynı şeyi istediği bir durumda, yani arz talebi karşılamadığı durumda, fiyatlar artar. İşte sanıyorum sorunumuz tam da buna benziyor. Mutluluk için bedel ödememiz gerekiyor. Bize pahalıya patlıyor. İşin açıkçası, bazılarımız mutlu olmayı bencillikle kazanabileceklerini düşünürken, diğerlerimizin fedakarlıkla mutlu olmaya çalışması da hiçbir şeyi değiştirmeyecektir.  

Düşünmeliyiz ne yapabileceğimizi...


(Bu dağınık yazı umarım kafanızı karıştırmıştır.)






Yorumlar