"Yasaklamak mı? Pahalı hale getirmek mi?"



         Tarih, insanlığın gelişim çizgisinin izlerini taşıyan bir alan. İnsanlık bazen ilerlemiş bazen daha da gerilere gitmiş olan ilginç bir varlık olduğundan buradaki gelişim çizgisi kavramını varolma mücadelesinin yansıması olarak algılamanızı istiyorum. Zira gelişimden kastımız sürekli ilerlemek anlamında olsaydı sanırım biraz ayakları yere basmayan bir anlayış üzerine bina edebilirdik düşüncemizi. Baştan sağlama alalım diye gerekli açıklamayı yapmayı borç bilirim.

Çok gerilerden günümüze kadar birkaç tane temel nokta hakkındaki görüşlerimiz değişmiş gibi görünse de az sonra sizin de fark edeceğiniz gibi ortada fiziksel bir değişimden ziyade(yani tabii ki taş taşımıyoruz piramit yapımında) düşünsel bir değişim var. Basit bir örnekle hemen açıklayayım. Misal kölelik kavramı belki insanlığın var olduğu günden bu güne kadar var olagelmiş bir kavram. Bugün düşünsel olarak baktığınızda ortalıkta kölelik diye bir şey yok ve köleliğin var olmasına yönelik bir düşünce bile medeni dünyamızda(!) hınçla saldırıya uğrayacak etkiye sahiptir. Ancak fiziksel olarak kölelik hala devam etmiyor mu? Hepimiz modern kölelik diye bir kavramdan dem vurmuyor muyuz? Çalışma saatlerimiz, iş yükümüz, aldığımız ücret, kendimize ayırdığımız vakit, ailemize gösterdiğimiz özveri vs.

Geçmişe baktığınızda, belki bir köle zorla çalıştırılıyordu. Bugün diyeceksiniz ki "beni kimse zorla çalıştırmıyor, gerekirse istifamı basar giderim" değil mi? Evet şu an çalıştığınız işte zorla çalışmak durumunda değilsiniz. Gerekirse istediğiniz an bırakıp gidersiniz. Peki ya çerçeveyi büyütürsek. Herhangi bir işte çalışmak zorunda olduğunuz gerçeğini nereye koyacaksınız? Modern köleler olarak farkımız burada başlıyor olabilir. Kölelik yapacağımız sektörü seçebiliyoruz. Gerektiğinde birleşip hakkımızı arıyoruz. En önemlisi de çalışmayı biz istiyoruz. Çalışalım diye kimse sırtımıza kırbaçla vurmuyor. Modern kölenin kırbacı da modern olmalıydı zaten. Bizim kırbacımız isteklerimiz ve ihtiyaçlarımızdır. Onları karşılayabilmek için çalışırız. Bazen lüks yaşama duyduğumuz arzu, bazen bir ev sahibi olma isteği, bazen güzel bir araba, bazen çocuğunuzun ihtiyaçları vs. gibi birçok şey bizi çalışmak zorunda bırakır. Biz de ilk okula başlarken bile tembihleniriz; 

"Derslerine iyi çalış ki güzel okullar kazanıp güzel bir iş sahibi ol"


Girizgahımda neyi ifade etmeye çalıştığımı kısaca toparlamak istiyorum. Yani geçmişten bu güne kadar birkaç alanda düşünsel boyutta değişim geçirdik fakat fiziksel olarak hala varlığını sürdürdüklerinin de farkına vardık bu alanların. Buna benzer birçok alan olduğunu hayatın hızlı akışı içinde bazen fark edip şaşkınlıkla durup düşünüyorum. Birlikte şaşırıp düşünelim istiyorum. Şimdi özgürlük kavramı üzerine konuşmak istiyorum. Hadi gelin benimle.

Geçmişte birçok yasak vardı. İnsanoğlu olarak bir avuç azınlığın elindeki yönetimler altında yönetilmeyi kaderimiz olarak gördüğümüz ve özgürlük üzerine hiç düşünmediğimiz zamanlarda. Misal daha somut hale getirmek gerekirse birçoğumuzun muhakkak izlediği Titanic filmi üzerinden bir örnek verilebilir. Hatırlayın aynı geminin içinde bile seçkin&avam ayrımı yapılıyordu ki bu da halk tarafından normal karşılanıyordu. Çünkü bunun zenginlikle değil, seçkinlikle alakası vardı. Tabii ki zengin olmak "bir sonradan görme" yaftasıyla bu seçkinci zümrenin içine girmenize olanak sağlıyor olsa da nadiren gerçekleşen bir olaydır diye düşünüyorum. 

Avam tabakasından olanların geminin belli bölümlerine girmesi yasaktı. Yedikleri yemekler ve içkileri bile ayrıydı. Yatakları, odalar vs. Hatta gemi batarken bile filikalara önce seçkinler dolduruluyordu. Buraya kadar beni rahatsız eden tek şey ne biliyor musunuz? Avam kesiminin bunu sorgusuz sualsiz kabulleniyor olması. Birileri çıkıyor, yasak! diyor ve bir adım daha atmadığımız gibi neden adım atmadığımızı da sorgulamıyoruz. Devam edelim.

Umarım neyi anlatmaya çalıştığımı yeterince açık şekilde ifade ediyorumdur. Makarayı hızla günümüze sarıyorum. Fiziksel boyutta değil, düşünsel boyutta olan bir değişimi fark edeceğiz şimdi. 

Bugün artık toplumu zümrelere bölen ve yasaklayan, yasaklar koyan bir yapı mevcut mu? Hayır. Neden? Çünkü bir toplum sözleşmesi yaptık ve tüm vatandaşları yasalar önünde eşit hale getirdik. Senin asil olman, zengin olman herhangi bir şeyi değiştirmez; devlet nezdinde ve yasalar önünde ikimiz de aynı haklara sahibiz demeyi akıl ettik ve bunun hepimiz için uygulanabilir olması için yaptırımlar belirledik. Bunları uygulayacak yürütme erkini oluşturduk, yürütme erkinin kararlarını gerektiğinde zor kullanarak uygulayacak olan kolluk kuvvetleri vs. meydana getirdik.

Her sorun çözüldü mü? HAYIR.
Artık yasak var mı? HAYIR

Peki sorun ne?



Eskiden yasak vardı. Paşa paşa kabulleniyorduk ya da sonuna kadar mücadele ediyorduk, bu bizim elimizdeydi. Şimdi yasak yok fakat oyunun kuralları biraz değişik. Mesela şehre hakim bir manzarada bulunan bir restorantı ele alalım. Sizin oraya girmeniz yasak olsa ne tepki verirdiniz? Beni nasıl almazsınız, sizi şikayet edeceğim vs. diye eser gürlersiniz değil mi? Çünkü sizin bu ülkede haklarınız var ve kamuya açık bir yere sizin, özellikle sizin alınmama gibi bir durumunuz (normal koşullarda) asla yoktur. Konuya tersinden bakalım.

O güzel restorantta ailenizle yiyeceğiniz bir akşam yemeğinin bedeli diyelim ki 10bin tl tutuyor. Sizin oraya girmenizi engelleyecek herhangi bir şey var mı? yasak vs. gibi? Hayır yok. Ama siz oraya gidemiyorsunuz. Çünkü aylı geliriniz 4bin tl'yi bile bulmuyor. Yani restorantın kapısına, fakirler giremez yazsa, ortalığı ateşe veririz fakirler olarak. Fakat aynı yazıyı dolaylı yoldan menüye yazdıklaırnda gıkımızı bile çıkaramıyoruz. Gördüğünüz gibi kimse karşımıza yasak koymadı. Hatta gitseniz kapıdan içeri sizi memnuniyetle buyur da ederler. Fakat bizzat siz gitmiyorsunuz oraya. Daha doğrusu gidemiyorsunuz.

Bunun aynısını birçok alana uygulayabilirsiniz. Tüm lüks oteller, mekanlar, eğlence yerleri, cafeler, semtler, evler vs. Buralarda artık yasak diye bir şey yok. Sadece pahalılık var. Pahalılık kendi kendine otomatik olarak bir sınır çekmeni sağlıyor.

Bazı mekanlarda misal ücretler abartılı şekilde pahalıdır. Neden? Avam kesim gelmesin diye. Zenginler, varlıklı insanlar müdavimcilik oynasın diye. Geçen sene nusret 999tl ye iftar menüsü veriyordu. Allah aşkına bu menüyü tüketebilecek bir orta sınıf var mı bu ülkede? Nusret dükkanın kapısına fakirler giremez yazmak yerine iftar menüsü 999 tl yazıyor. Durum bu kadar basit.

Eskiden bu durumlara itiraz edebiliyorduk. Çünkü ayrımcılık yapılıyordu. Avam tabakası, işçi sınıfı vs. belli mekanlara giremez gibi durumlar vardı. Biz de diyorduk ki, ne demek giremeyiz. Ettik mücadeleyi, aldık hakları. Artık istediğimiz yere özgürce gidiyoruz. Küçücük bir farkla, şehirdeki, ülkedeki ya da dünyadaki yerlere gidebilme özgürlüğümüzü artık cebimizdeki para miktarı sınırlandırıyor. Yoksa onun dışında tamamen özgürüz...



Esen kalın.












Yorumlar